TR EN
info@cidem.av.tr 0312 502 75 00

Borçlar Hukuku, medeni hukukun bir alt dalını oluşturmakta ve medeni hukukun borç ilişkilerini düzenlemektedir. Bu itibarla borçlar hukukunun konusunu borç ilişkilerin doğması, hükümleri, türleri ve sona ermesi oluşturmaktadır.

Borçlar hukukunun asli kaynağını 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı yeni Borçlar Kanunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte Borçlar Kanunu, Medeni Kanunu tamamlayıcı niteliktedir. Başka bir deyişle, her iki Kanunun, birbirinden ayrılamayan tek bir Kanun mahiyetinde olduklarını da söylemek mümkündür. Nitekim Medeni Kanunun 5’inci maddesinde “Bu Kanun ve Borçlar Kanununun genel nitelikli hükümleri, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanır” denilmek suretiyle; Borçlar Kanununun 646’ncı maddesinde de “Türk Borçlar Kanununun, Türk Medeni Kanununun beşinci kitabı ve tamamlayıcısı olduğu” belirtilerek, her iki Kanunun birbirini tamamlayıcı nitelikte oldukları açıklıkla vurgulanmıştır.

Diğer yandan, Borçlar Kanunu ile Ticaret Kanunu arasında da sıkı bir ilişki ve bağlantı bulunmaktadır. Öncelikle, her iki Kanunun da aynı tarihte (1 Temmuz 2012) yürürlüğe girdiklerini hatırlatmakta bulunmaktadır. Ayrıca,  6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 1’inci maddesinde “Türk Ticaret Kanunu, Türk Medenî Kanununun ayrılmaz bir parçasıdır” hükmüne yer verilmiştir. Yukarıda da açıklandığı üzere, Borçlar Kanunu, Medeni Kanunun ayrılmaz bir parçası olduğundan, “hakkında ticari hüküm veya örf ve adet hukuku kuralı bulunmayan ticari anlaşmazlıklara da Borçlar Kanunu hükümleri uygulanacaktır.” [1]

Ekonomik hayatta ve teknolojide yaşanan gelişmeler borçlar hukukunu, medeni hukukun en geniş ve en kapsamlı uygulama alanı bulan dalı haline getirmiştir. Bu anlamda; günlük hayatta gerçekleştirdiğimiz eylem ya da davranışların büyük bir bölümü borçlar hukukunu ilgilendirmektedir. Normal yaşantıda rutin hale gelen ya da hukuki mahiyeti o an için pek de önemsenmeyen, örneğin, çarşı pazar alışverişleri, arkadaşlar arasında borç para alınıp verilmesi, kefil olunması, dolmuş, otobüs seyahatleri, ücret karşılığında yenilen yemekler, ev ya da eşya kiralanması gibi çok sayıda davranışımız borçlar hukukunun düzenleme alanına girmektedir.[2]

Günlük hayatın sıradan bir parçası haline gelen basit borç/alacak ilişkilerinin hukuki niteliğinin ve sonuçlarının, ilişkinin taraflarınca fazlaca önemsenmemesinin, tarafların menfaatleri açısından çok ciddi veya katlanılamaz sonuçlara yol açmayabileceği söylenebilecektir. Ancak, aynı düşüncenin edimin anında ifa edilmediği ya da kapsamlı niteliği bulunan borç ilişkileri açısından ileri sürülmesi mümkün görülmemektedir. Böyle bir durumda borç ilişkisinin niteliği, hangi hükümlere tabi olduğu konuları hayati önem ifade edebilmektedir.

Basit bir örnekle açıklamak gerekirse; borç ilişkisinin mahiyeti,  ne şekilde sona erdiği, sona ermenin haklı nedenlere dayanıp dayanmadığı, ispat yükünün hangi tarafa ait olduğu hususlarının veya farklı borç ilişkileri kapsamındaki alacak taleplerinin farklı zamanaşımı sürelerine tabi olduğunun dikkate alınmaması, kişilerin alacaklarından tamamen mahrum olmalarına neden olabilecektir. Yargıtay’ın konu ile ilgili kararları üzerinde yapılacak basit ve yüzeysel bir inceleme dahi, bu gibi durumların sıklıkla yaşanabildiğini net olarak ortaya koymaktadır. Bu itibarla, borçlar hukukunun yaşantımızdaki yeri ve önemi son derece büyüktür.

.

 

 

 

[1] Turgut Akıntürk, Derya Ateş, Borçlar Hukuku, 26. Baskı, Beta Yayınları, İstanbul, 2017, s. 5-6.

[2] Turgut Akıntürk, Derya Ateş, s. 3-5.