TR EN
info@cidem.av.tr 0312 502 75 00

Hukuk kavramı toplumsal bir olguyu ifade etmektedir. Bu anlamda hukuksuz toplum olmayacağı gibi, toplumsuz da hukuk olmayacaktır. “Bir toplumun, özellikle devletin hukuku, ifadesini ister kanunda, ister toplumun yaşama biçiminde bulsun, hukuk daima o toplumun iradesini ifade etmektedir”[1]  Her irade de, doğal olarak, kendisiyle birlikte bir amaca sahiptir.

Bu anlamda genel olarak hukukun, özel olarak da Ceza Hukukunun amacı, “toplumun varlığı şartlarının teminat altına alınmasından, ortak hayatın zorunlu ve temel şartlarının sağlanmasından ibarettir.”[2] Esasen, toplumsal hayatın güvence altına alınması devletlerin en önde gelen görevleri arasında kabul edilmektedir.

Nitekim 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK)’nun “Ceza Kanununun Amacı” başlığını taşıyan 1’inci maddesinde de “Ceza Kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Kanunda, bu amacın gerçekleştirilmesi için, ceza sorumluluğunun temel esasları ile suçlar, ceza ve güvenlik tedbirlerinin türleri düzenlenmiştir” hükmüne yer verilmiştir.

Bu amacın bir gereği olarak diğer ceza kanunları gibi Türk Ceza Kanunu da “bireyin hak ve özgürlüklerine derin biçimde müdahale eden yaptırımlar” içermektedir.[3]  Bununla birlikte, ceza kanunlarının kötüye kullanılmasının önlenmesi amacını taşıyan diğer demokratik hukuk devletlerinde olduğu gibi, Türk Hukukunda da ceza hukukunun evrensel ilkelerine Anayasada yer verilmiş ve bu ilkeler Türk Ceza Kanunu’nda da ayrıca düzenlenmiştir.

Bu anlamda Anayasanın, Ceza Hukukuna ilişkin en önemli düzenlemesini, Anayasa’nın 38’inci maddesi oluşturmaktadır. Anılan maddede:

“Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.” hükmü ile “Suçların ve cezaların kanuniliği ilkesi” (TCK, md. 2)

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” hükmü ile “Masumiyet karinesi”

“Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” hükmü ile “hukuka aykırı delil yasağı” prensibi,

“Ceza sorumluluğu şahsîdir” hükmü ile suçların ve cezaların şahsiliği ilkesi”

“İdare, kişi hürriyetinin kısıtlanması sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamaz.” hükmü ile; hürriyeti bağlayıcı cezalara ancak bağımsız mahkemelerce karar verilebileceği prensibi,

“Uluslararası Ceza Divanına taraf olmanın gerektirdiği yükümlülükler hariç olmak üzere vatandaş, suç sebebiyle yabancı bir ülkeye verilemez.” hükmü ile de, Uluslararası Ceza Divanı Roma Statüsü’ne taraf olunması ihtimaline binaen, adı geçen uluslararası mahkemenin özel statüsünden kaynaklanan durumlar dışında “vatandaşın iade edilmezliği” prensibi Anayasal koruma altına alınmıştır.

 

 

[1] Zeki Hafızoğulları, Ceza Normu (Normatif Bir Yapı Olarak Ceza Hukuku Düzeni), US-A Yayıncılık, Ankara, 1996, s. 5.

[2] Zeki Hafızoğulları, s. 5.

[3] Kanun Gerekçesi, TBMM, Dönem 22, Yasama Yılı: 2, Sıra Sayısı: 664, s. 404’den naklen İzzet ÖZGENÇ, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi (Genel Hükümler), 3. Baskı, Adalet Bakanlığı, Ocak 2006, s. 63