TR EN
info@cidem.av.tr 0312 502 75 00

Kamu İhale Hukuku, kamu kaynağı kullanan idarelerin, mal ve hizmet alımı ile yapım işlerine yönelik olarak kamusal kaynaklardan yapacakları harcamaların tabi olacağı hukuk dalını ifade etmektedir.

İdarelerin ihtiyaçlarının dışarıdan temini süreci “kamu alımı kavramı” ile ifade edilmektedir. Kamu alımı süreci de en genel anlatımla 3 aşamada tamamlanmaktadır. Bu aşamalardan birincisi ihtiyacın ortaya çıkması; ikincisi alımın gerçekleştirilmesi; üçüncüsü de sözleşmenin imzalanıp uygulanmasıdır.[1]

Bu anlamda, ihale süreci; ihtiyaçların tespiti, işlem dosyasının hazırlanması ve ihale komisyonunun oluşturulması, ihale usulünün tespiti, ihalenin ilanı, tekliflerin verilmesi ve değerlendirilmesi, ihale kararı alınması ve onaylanması, sonrasında ihale sözleşmesinin imzalanması gibi çok sayıda işlem ve aşamadan oluşmaktadır. Bunun sonrasında ise, yüklenici ile imzalanan sözleşmenin yönetimi süreci başlamakta ve bu süreç de mal ya da hizmetin veya yapım işlerin de eserin idarece kesin kabulünün gerçekleştirilmesi ile tamamlanmaktadır.

Yürürlükteki mevzuat hükümler açısından, kural olarak, ihale sürecine ilişkin hususlar 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile 4374 sayılı Kamu İhale Kanununda; ihale süreci tamamlanıp sözleşme imzalandıktan sonraki aşamaya ilişkin hususlar ise 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununun düzenleme alanına girmektedir.

Dolayısıyla, Kamu İhale Hukuku, gerek Kamu Hukuku (İdare Hukuku, İdari Yargılama Hukuku, Ceza Hukuku gibi), gerekse Özel Hukuk (Borçlar Hukuku, Sözleşmeler Hukuku, Rekabet Hukuku gibi) kurallarının uygulama alanı bulduğu, çok boyutlu ve çok disiplinli bir alan özelliği taşımaktadır.[2]

Kamu İhale Hukukunun bahse konu özelliği, anılan uzun süreç içerisinde ortaya çıkan hukuki ihtilaflara uygulanacak hukukun ne olduğunun, başka bir ifade ile uyuşmazlığın çözümünde hangi mahkemelerin görevli olacağının belirlenmesi açısından önem ifade etmektedir. Bu açıdan bakıldığında, doktrinde ve Yüksek Yargı kararlarında, kamu ihale ve sözleşme sürecinin herhangi bir aşamasına uygulanacak hukukun ve görevli yargı yerinin belirlenmesinde, ilke olarak, idare tarafından tesis edilen işlemin niteliği, diğer bir deyişle, idarenin bahse konu işlemin tesisinde doğrudan ve tek taraflı kamu gücü kullanması durumunun söz konusu olup olmadığı hususu esas alınmaktadır.

Bu çerçevede, idarenin, kamu ihale sözleşmesini imzalaması ile sonuçlanan ihale sürecine kadarki işlemlerde doğrudan kamu gücü kullanması nedeniyle bu sürece ilişkin uyuşmazlıklarda İdari Yargının görevli olduğu kabul edilmektedir. İhale sözleşmesinin imzalanmasından sonraki süreçte ise İdarenin, “kamu gücünü kullanmaksızın, tüzel kişiliğinden kaynaklanan hak ve fiil ehliyetine dayanarak” işlem tesis ettiği ve bu işlemlerin idarenin işlemi olmasına rağmen özel hukuk işlemleri niteliğinde olduğu düşüncesi hakim olduğundan, bu süreçten sonraki uyuşmazlıklarda Adliye Mahkemelerinin görevli olduğu kabul edilmektedir.[3]

 

 

 

 

 

[1] Yasin Sezer, Recep Emre Kalkan, Mustafa Emre Şahin, Kamu İhale Hukuku Dersleri, Adalet Yayınevi, Ankara, 2017, s. 18.

[2] Yasin Sezer ve diğerleri, s. 3-19.

[3] Murat Yaman, İdari Yargı Dava Rehberi, Adalet Yayınevi, Ankara, 2016, s.24.